23 Nisan 2011 Cumartesi

Melih Aşık kaleminden YGS


Önce bir komplo senaryosunu dillendirelim...
Kadrolaşma çalışmalarını üniversiteden başlatmak ve yandaşlara pozitif ayrımcılık yapmak isteyen birileri şifreli soru programı üretmiş, kolladığı yandaşlara şifreleri sızdırmıştır. Ancak tertipçileri Allah şaşırtmış, Meteksan yanlışlıkla basına şifreli soru kitapçığını basıp dağıtmıştır. Olay bu şekilde ortaya çıkmış, ÖSYM Başkanı kem küm ederken Cumhurbaşkanı, Ali Demir Bey’e kol kanat gererek korumaya almıştır. Daha sonra bakanlar da “tatmin oldum” yarışına girmiş, böylece savcılığın eli kolu bağlanmıştır. Ne var ki, minare kılıfa sığmamış, kopya tertibi çakılmıştır. Üstelik ÖSYM Başkanı da intihalci yani aşırmacı çıkmış, kuşkuları perçinlemiştir. Şimdi başta savcılık olmak üzere herkes önündeki pirincin taşını nasıl ayıklayacağını düşünmektedir...
ÖSYM Başkanı hâlâ görev başındadır.
Son KPSS sınavındaki kopya komplosu da çözülememiştir.
Ve üstüne üstlük yarın ALES, 15 Mayıs’ta da TUS sınavı var...
Siz şimdi adaylardaki morali düşünebiliyor musunuz?
Sınav kâğıtları önlerine konunca adaylar cevapları mı düşünecek, şifre mi arayacak... Siz olsanız ne yapardınız?
Zihinleri tırmalayan bir soru daha...
Cumhurbaşkanı bu alengirli sınava neden aniden kefil oldu?

14 Nisan 2011 Perşembe

Sümeyye Ötelendi, Kültürün patronu höt'letti!...



Bu nasıl oldu. Sanat eylemleri “Ucubeci" yüzleşmelere dönüştü...

 
 Her şey sanatta  yolunda gitmez…
 Özellikle gitmez.


 Sanat süreçleri çatışmalar doludur; başka türlü olmaz!  Başka türlü sanat da, insan da olmaz.

 
 Sanatçı ve ortamını bir "memuriyet alanı" olarak algılamak ve tasarlamak;  ona amir olma iddiası yanlış olduğu kadar gülünçtür.
 Öte yandan, "en çok kazanan", "en başarılı olan" serbest pazar yarışması sanatını "esnaflık" sınırlandırabilir.  Bir ülke Kültür Bakanı, bunun farkında olmalıdır. Kendi özel kolejini yönetmiyor. Patronaj tutumla yaptıklarını açıklayamaz.

  RTE ve ailesi  yandaşlığı için; içi boşalmış değerlerle; "devlet yöneticisi" gibi davranılamaz.   Ucube heykelin, KPSS, YGS, tutuklu kitapların, Ergenekonun, Balyozun, Gazeteci tutuklulukların, Deniz Fenerinin v.s.  tüm bu ortamların kamu vicdanında tarafsız ve acil adalet duygusu ile algılanması gerekiyor.


 Devlet tiyatrolarının özelleştirilmesi
Çin tiyatrosu, epik tiyatro, Brecht, yabancılaştırma yöntem gerçekliğinden; sanattan nasibini almamış bir Kültüre Bakanımız...

 Sözüm ona, Sovyetler Birliği örneğini olumsuzlayarak, "özelleştirilen sanat"a   göz kırpıyor. Sığ bilgili,  liberal nazik çoban, "Aba altından sopa gösteriyor"... “Tiyatro ve algılama” konusunda cahil değilse; kültür ve sanatın çağdaş yöntemlerine kastı var…

 Sanatın  “özelleştirilmesini” maliyet hesaplarına dayanarak, stratejik düşüncelerine dayanak alıyor liberal Günay.

 Sanatı ticari bir metaya indirgeme dışında bir fikri yok yani sayın Bakanın... “Egemen olamadıktan sonra SANAT ne işe yarar”; bakışı yeni değil. İster sosyalıst olsun ister kapitalist… “Kültüre bakan” iyi polisi oynuyor...


Bn. Sümeyye'nin olay karşısındaki sıradan psikolojisi, davranış yönetimleriyle ilgilenmeyeceğim.  Konuyu gündeme düştüğü şekliyle anlamak yorucu ve gereksiz... Bir nezaketsizlik algısı olmuş ise (Gerçeğin böyle olmadığını oyuncu, oyunu yorumlayanlar açıklıyor), ama hanımefendinin böyle bir algısı oluşmuş ise bu pekala göreceli bir durum olabilir... 150 kişilik polis seyirciyle kitlesel eylemini koyup oyunu terketmekle  karşılığını   “acı misli" vermiş olmayla yetinebilir… Şimdi sanat ortamı ve ülkenin altını üstüne getirerek, kültür politikalarımıza stratejik kılıflar mı dikeceğiz yani...

  Ülkemizin sorunları bu başlıklar ve çatışma üslupları ile anlaşılmaz ve çözülemez. Sanat hakkında ve türban konusunda her fırsatta ileri geri laflar ve tehditler bıktırıcı; iç karartıcı ve usandırıcı… Gerçekte kamuoyuna "tuzak roller",  "cambaza baklar" olabilir tüm bunlar...

 Başbakanın Fransa  konuşmalarıyla tv haber alanlarının işgali, içeriği, çatışma biçimleri ve üslubu açısından vahim….  Vücudunu koyduğu ortamlardaki “enerji kabarması” kendisine yapılan sataşmaları çökertecek, mahşerin 4 atlısı “ve mutlak haklısı”   kadar yorucu bir yerde… Algılanabilecek olasılık, sürdürülebilir nezaketi yerine sanırım gine; iç politikaya dış vitrinlerden göndermeler peşinde koşuyor… 2. kez, one minute...

 Sorunumuz RTE ve türban değil…  Ülkenin siyaset eli ile; temel konulardan vazcaydırılıp, çatıştırılması; bunun eziyet çekerce toplumun geniş kesimlerinde uzuncadır yaşanıyor olması vahim… Dinci kesimler, Cumhuriyet figüründen çektiklerinin rövanşını seçime tahvil ediyor. Mecraları ve yandaşların hınca hınç yoğunlukları ve abartıları iktidarı; kitlelerin iradeleri ve gelecekleri üzerinde işgal dayatıları devam ediyor.
RTE, ailesi, siyasal  ekibi ve yandaş güç merkezleri ile gündemleniyoruz…
 Modern toplumlarda, devletin sanat ortamı oluşturması dışında başka bir gölgesi bahis konusu olmaz.  Özelleştirdiği “Yandaş sanatçıları” kendi
mekanizmalara dahil edebileceği bir tasarımından söz ediyor sayın bakan...   Acınacak bir durumdur bu…